İzzeddin Keykavus tarafından 1217 (H. 614) yılında Sivas'ta yaptırılan yapı, Anadolu Selçuklu döneminin en önemli darüşşifalarından biridir. Günümüzde Sivas kent meydanında yer almaktadır. Çifte Minareli Medrese'nin tam karşısında bulunan medreseye beden duvarından yüksek ve dışa taşkın kurgulanmış taç kapısından girilir.
Sivas kent meydanında bulunan medreseye toplu taşıma araçlarıyla veya özel araçlarınızla gidilebilir. Kent meydanında aynı bölge içinde Valilik Binası (Şehir Müzesi), eski Jandarma Binası ve diğer Selçuklu Medreseleri bulunmaktadır.
Yaklaşık 48×68 m ölçülerinde, dikdörtgen bir zemine oturan yapı, "Anadolu'nun en büyük şifahanesi" olarak kabul edilmektedir. Yapı tek katlı, dört eyvanlı, revaklı açık avlu plana sahiptir. Ortasında havuz bulunan geniş bir avlu; avluyu çevreleyen tonozlu revaklar ve revakların arkasında öğrenci hücreleri vardır. Ana eyvanın iki yanında büyük kubbeli dershane odaları bulunmaktadır.
Medresenin açık avlusu eksenlerine konumlanmış dört eyvanlı planda yan eyvan İzzeddin Keykavus'un ölümü üzerine kapatılarak türbeye dönüştürülmüş, banisi İzzeddin Keykavus buraya defnedilmiştir. Darüşşifa ile türbe aynı kompleks içinde birleştirilerek birleşik işlevli bir yapı oluşturulmuştur.
Dönem kaynaklarında ölümü detaylı olarak anlatılan Sultan'ın "Verem nöbetleri artınca doktorlar Sivas suyunu, Sultan'a iyi gelmeyeceğini söylediklerinden Malatya-Viranşehir'e götürülür. Her gün elden ele Fırat suyu getirilip içirilse de şifa bulamaz ve Sivas'ta kendi zamanında yaptırdığı Darüşşifaya kaldırılır. Hastalığı sıralarında Farsça söylemiş olduğu rubainin türbe kapısı kitabesine yazdırılmasını vasiyet eder." şeklinde aktarıldığı görülmektedir.
Sultan Alaeddin Keykubat tahta çıktıktan sonra, İzzeddin Keykavus'un naaşı Sivas Darüşşifasına gömülür (İbn-i Bibi, 1941, s.216). Sultana ait olan Farsça şiir ise türbe giriş kapısı üzerine lacivert zemin üzerine beyaz süslü hatla yazılmıştır.
Darüşşifa taç kapısı üzerinde bulunan tek satırlık inşa kitabesi üzerinde: "Allah'ın inayeti ile galip gelen, din ve dünyanın izzeti, İslam'ın ve Müslümanların direği, kara ve denizin sultanı ve Selçuk hanedanının tacı, fethin babası, müminlerin emirinin temsilcisi Keyhüsrev oğlu Keykavus Yüce Allah'ın rızası için H.614/M.1217 senesinde bu darüş-şıfhanın yapılmasını emretti." yazılıdır. Kitabesi de fethettiği Sinop ve Antalya limanlarına gönderme yapar şekilde yazılmıştır.
Biz ki dünyayı terk edip göçtük
Gönül derdi ektik, matemler biçtik
Şimdiden sonra da nöbet sizindir.
Biz sıramızı savdık ve geçtik.
(İbn-i Bibi, 1941, s.217)
Yapının banisi İzzeddin Keykavus, Gıyaseddin Keyhüsrev'in büyük oğludur. Babasının ölümü üzerine Konya'ya giderken kardeşi Alaeddin Keykubat'ın da Konya'ya gelmekte olduğu haberini alır. İki kardeş arasındaki mücadele sonucu tahta çıkan I. İzzeddin Keykavus (1211-1220) döneminde Selçuklu siyasi ve kültürel yaşamı son derece hareketlidir.
Babası ile başlayan, kendi döneminde devam eden ve sonrasında tahta çıkan kardeşi I. Alaeddin Keykubad (1220-1237) zamanları devletin yükseliş dönemleridir. Sultan I. İzzeddin Keykavus 1214 yılında Sinop'u, 1216 tarihinde Antalya'yı fethederek Selçuklu topraklarını genişletmiş ve imar faaliyetlerini artırmıştır.
Keykavus zamanında Sivas, başkent Konya'nın yanı sıra önemli bir siyasi ve kültürel merkezdir. Tam da bu dönemde Sivas'a kendi adını verdiği darüşşifayı inşa ettirmiştir (Görsel 1.5). Kitabelerinden de anlaşıldığı üzere yapı göz hastalıkları hastanesi olarak hizmet vermiştir (Eser, 2017, s.57; Uzunçarşılı, 2005, s.116-119).
İbn-i Bibi yapının süslemeleri için şöyle demektedir: "Daha önce fermanıyla yapılmış olan Sivas Hastanesinin bahçesinde bulunan türbe kapısını işleyip süslemelerini, o kapıya 'Allah'ı Tanrı olarak, İslam'ı din olarak, Hz. Muhammed'i Peygamber olarak, Kur'an'ı imam olarak, Kâbe'yi kıble olarak, müminleri kardeş olarak kabul ettim' diye yazmalarını buyurdu ve sonra bu dünyadan ayrılıp ebedi âleme gitti. Ölümü üzerine O'nun hakkında herkes şu sözleri söyler oldu: Eğer O kötü işlerden bir tane yapmışsa, iyiliklerden binlerce yapmıştır. Şüphesiz Allah günahları affeden ve kusurları örtendir."
(İbn-i Bibi, 1941, s.217)
Türbe içerisinde bulunan mihrabı kuşatan geniş bordür yüzeyinde on iki kollu yıldızın kollarının kesişmesiyle oluşan geometrik düzenleme bulunur (Görsel 1.6).
Beş sıra mukarnas kavsaralı mihrap nişinin kemer yüzeyinde Tevbe Suresi 18. Ayet yazılıdır:
"Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazını kılan, zekâtını veren ve Allah'tan başka kimseden korkmayan kişiler yaptırır. İşte bunların hidayete erenlerden olması beklenir."
Mihrap nişi yüzeyinde perde ve kandil motifleri bulunmaktadır (Görsel 1.7).
Yapıda süsleme taç kapı ve ana eyvan köşeliklerinde izlenmektedir. Taç kapıda aslan ve boğa kabartmaları ile geometrik bordür düzenlemeleri görülürken, ana eyvanın köşeliklerinde bulunan erkek ve kadın başları Şems ve Kamer (Ay ve Güneş) sembolü olan süslemeler sembolik anlam taşımaktadır.
Yıldız ve geometrik bezemeler, yıldız motifleri ve iç içe geçmiş yıldız motifleri görülmektedir.
Yapının vakfiyesi darüşşifa (sağlık) işlevini açıkça belirtir ancak sonraki yüzyıllarda işlev değişikliği olmuştur.
Osmanlı döneminde yapı medreseye dönüştürülmüş, 19. yüzyıla kadar medrese işlevi görmüştür. Zamanla bazı kısımları yıkılmış, daha sonra restorasyon çalışmaları yapılmıştır.
Günümüzde yapı turistik eşya satışı ve kafe olarak hizmet vermektedir. Sivas'a ait hatıra ve hediye almak için çeşitli seçenekler bulunmaktadır.